İçeriğe geç

Hangi renkler renk sayılmaz ?

Hangi Renkler Renk Sayılmaz? Kültürlerin Gözünden Görünmeyenin Antropolojisi

Bir antropolog olarak ilk gözlemim her zaman şu olur: İnsan gözü, doğayı olduğu gibi değil, kültürünün izin verdiği kadar görür. Dünyanın farklı köşelerinde gezdiğinizde, renklerin sadece fiziksel değil, kültürel inşalar olduğunu fark edersiniz. Bir toplumun “renk” dediğine diğeri yalnızca “ışık” der, kimisi için beyaz “renksizliktir”, kimisi içinse “tüm renklerin toplamı”. Peki o hâlde, hangi renkler renk sayılmaz? Bu soru, yalnızca bir görme meselesi değil, insanlık tarihinin düşünme biçimlerine dair derin bir sorgudur.

Renk Kavramının Antropolojik Kökeni

Renk, sanıldığının aksine, evrensel bir kategori değildir. Berlin ve Kay’ın klasik çalışması, dillerin renk adlandırmalarını incelediğinde ilginç bir tablo ortaya koyar: bazı toplumlar yalnızca iki renk kategorisine sahiptir—karanlık (siyah) ve aydınlık (beyaz). Diğerleri üçüncü bir ton, yani kırmızıyı ekler. Bu durum, renklerin biyolojik olarak değil, dilsel ve toplumsal ihtiyaçlarla biçimlendiğini gösterir. Bir toplumda “renk sayılmayan” ton, genellikle o topluluğun dikkat alanı dışında kalan bir deneyimdir.

Örneğin Amazon ormanlarında yaşayan bazı topluluklarda, “mavi” için ayrı bir kelime yoktur; gökyüzü onlar için ışığın bir halidir, bir renk değil. Japonca’da ise “ao” (mavi) tarihsel olarak hem mavi hem yeşili kapsar. Bu, bize şunu söyler: renklerin sınırlarını insan çizer.

Ritüellerde Görünmeyen Renkler

Ritüellerde renk, sembolik bir dildir. Ancak her sembol, bir sessizliğe de ihtiyaç duyar. Bazı renklerin “renk sayılmaması”, onların kutsal ya da dokunulmaz kabul edilmesinden kaynaklanır. Örneğin Tibet Budizmi’nde beyaz, hem saflığın hem de ölüme yakınlığın rengi olarak, günlük kullanımdan ayrılır. Afrika’nın Dogon topluluğunda “şeffaf” veya “tozsuz” olan her şey, dünya ile ruhlar arasındaki sınır olarak görülür; bu yüzden “renk” değil, “geçiş”tir.

Benzer biçimde, Anadolu’nun bazı bölgelerinde gri veya “kurşuni” tonların düğünlerde kullanılmaması, “renksizliğin uğursuzluk” olarak kodlanmasından ileri gelir. Fakat aynı ton, yas ritüellerinde dinginliğin ve vakarın göstergesidir. Böylece gri, ne renk ne de renksizliktir—bir eşiktir, tıpkı ölüm ve yaşam arasındaki belirsizlik gibi.

Topluluk Yapısı ve Renklerin Sosyal Hiyerarşisi

Her toplumun bir renk hiyerarşisi vardır. Bu hiyerarşi, sınıf, cinsiyet ve iktidar ilişkilerini yansıtır. Antik Roma’da mor imparatorluk rengiydi; halkın giymesi yasaktı. Çin imparatorluk sarayında ise sarı, yalnızca hükümdarın rengi olarak “renklerin ötesine” taşınmıştı. Bu örnekler bize şunu gösterir: bir rengi “renk saymamak” aslında bir iktidar jestidir.

Renklerin toplumsal anlamı, onların görünürlüğünü belirler. Alt sınıflar için “renksiz” olan, üst sınıflar için “ayrıcalıklı ton” olabilir. Modern toplumlarda da bu devam eder: beyaz ofis duvarlarının nötr görünümü, aslında iktidarın görünmezliğini simgeler. Renkler susturulur; beyaz, düzenin sessizliğini temsil eder. Bu anlamda beyaz, renk sayılmayan en politik renktir.

Kimlik ve Renk: Görünmezlik Politikası

Antropolojik açıdan kimlik, görünürlükle ilgilidir. Bir toplumda hangi renklerin “renk sayılmadığı”, kimlerin görünmez kılındığını da belirler. Kolonyal dönem boyunca, yerli toplulukların cilt tonları “renksizleştirilerek” kimlikleri silinmiştir. Avrupa sanatında “beyazın ışığı” medeniyetin metaforu hâline gelirken, “koyu tonlar” barbarlıkla ilişkilendirilmiştir. Dolayısıyla, renk reddi, kimlik reddidir.

Bugün bile “ten rengi” dendiğinde, varsayılan bir açık bej ton akla gelir. Oysa insanlık, pigmentin çeşitliliği kadar zengindir. Antropoloji bize hatırlatır: her kültür, kendi gözlüğüyle renkleri görür—ve bazı gözlükler, belirli tonları görmezden gelir.

Renklerin Dilini Yeniden Kurmak

Antropolog için “hangi renkler renk sayılmaz?” sorusu, aslında hangi deneyimler görünmez kılınır? anlamına gelir. Renkleri yeniden adlandırmak, toplulukların kendi dünyalarını yeniden tanımlamasıdır. Yeni Zelanda’daki Maori halkı, yeşil taş (pounamu) için onlarca farklı ad kullanır; çünkü her biri başka bir ilişkiyi temsil eder. Bu, renkten çok bir bağlamlar dilidir.

Belki de “renk sayılmayan” renkler, en derin anlamları taşır: sessizlik, saygı, geçiş, yas, arınma… İnsanlık, görünür olan kadar görünmeyenle de var olur. Renklerin ötesindeki bu alan, kültürlerin ruhsal kimliğini şekillendirir.

Sonuç: Görünmeyeni Görmek

Hangi renkler renk sayılmaz? Bu, yalnızca görsel bir soru değil, varoluşsal bir çağrıdır. Renklerin sınırlarını aşmak, kültürler arası empati kurmanın bir yoludur. Bir kültürün “renksiz” dediği şey, diğerinin en kutsalı olabilir. Bu yüzden, antropolojinin en büyük armağanı şudur: başkasının gözünden bakmayı öğrenmek.

Belki de renkleri değil, görüşlerimizi yeniden adlandırmanın zamanı gelmiştir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort deneme bonusu veren siteler 2025
Sitemap
ilbet yeni girişbetexpergiris.casinobetexper güncel giriş