T Tipi Kapalı Cezaevi: Adalet mi, Sessiz Bir Unutuluş Mu?
Bir sabah gazete sayfasını çeviriyorsunuz; alt başlıkta yine aynı ifade: “T Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi.” Bu cümle artık neredeyse sıradanlaştı. Ama durup düşünelim: Bu “T Tipi” dediğimiz yer gerçekten kimlere ayrılmış bir mekan? Ağır suçlular mı? Yoksa sistemin hoşuna gitmeyen, sesi fazla çıkan insanlar mı?
T Tipi Cezaevi Nedir?
T tipi kapalı cezaevleri, Türkiye’nin son yıllarda hızla inşa ettiği “modern” hapishane modelidir. Modern diyorum ama bu modernlik, teknolojik kapılar ve steril duvarlardan ibaret. İnsan hakları, rehabilitasyon ya da özgürlük sonrası topluma dönüş gibi kavramlar bu yapıların beton duvarları arasında boğulup gidiyor.
T Tipi cezaevleri, orta ve yüksek güvenlikli tutuklular için tasarlanmıştır. Yani burada kalanlar, ne açık cezaevi kadar “rehabilitasyon odaklı” ne de F Tipi kadar “ağır tecrit” koşullarında yaşar. Ama ne yazık ki pratikte durum farklı: T Tipi cezaevleri, bir ara form olmaktan çıkıp, giderek “sessizleştirme merkezleri”ne dönüşüyor.
Kimler T Tipi Kapalı Cezaevinde Yatar?
Cevap resmi dille basit:
Orta düzey suçlardan hüküm giymiş kişiler
Bazı siyasi tutuklular
Kamu görevlileri
Farklı suç gruplarından gelen, “riskli ama tecrit gerektirmeyen” tutuklular
Ama gelin biraz dürüst olalım. Bu liste buzdağının sadece görünen kısmı. Gerçekte T Tipi cezaevlerinde kimler yatıyor biliyor musunuz?
Toplumun görmek istemediği herkes.
Fikrini söyleyen öğretmen. Paylaşım yapan gazeteci. Protestoya katılan öğrenci. Hakkını arayan işçi.
Bir adım fazla atan herkesin yolu, bir şekilde T Tipi’nin demir kapısından içeri düşebiliyor.
Adaletin Beton Duvarlara Sığmayan Gerçeği
Soruyorum: Bir insanın düşüncesi “tehlike” sayılabilir mi?
Bir tweet, bir röportaj, bir yazı yüzünden bir insanın aylarını, yıllarını çalmak adalet midir?
T Tipi cezaevleri, bu soruların cevabını duvarların ardına gömüyor.
T Tipi’nin mantığı, “düzeni sağlamak” olarak sunuluyor. Ama bu düzenin kimin düzeni olduğunu sorgulayan var mı? İnsanları topluma kazandırmak mı amaç, yoksa toplumdan tamamen izole etmek mi? Hücreler küçük, sosyal alanlar sınırlı, denetimler yetersiz. Kısacası, mahkumlar yalnızca cezalarını değil, sistemin keyfiyetini de çekiyor.
Bir Sistem Olarak Suskunluk
T Tipi cezaevleri, görünürde hukukun düzenini temsil eder ama içerideki sessizlik bir başka şey anlatır: korku. Orada kalanlar sadece özgürlüklerinden değil, seslerinden de mahrum bırakılır. Ziyaret kısıtlı, mektuplar sansürlü, konuşmalar denetimli.
Peki ya bu kadar sessizliğin içinde adalet gerçekten var mı?
Türkiye’de “T Tipi” ibaresi, artık bir tür simge haline geldi. Bir dönemin F Tipi tartışmaları nasıl ülkenin vicdanını sarsmışsa, bugün de T Tipi cezaevleri aynı sınavı önümüze koyuyor. Fark şu: Bu kez toplumun çoğu sessiz.
Bir Ülke Kendi Vatandaşını Hapsettiğinde
Bir ülke, düşüncelerini cezalandırdığı noktada aslında kendi geleceğini de hücreye kapatır. T Tipi cezaevlerinde yatanlar, yalnızca mahkumlar değil; aynı zamanda sistemin aynasıdır. O aynaya bakmaya cesareti olmayan bir toplum, adaletin ne olduğunu hatırlayabilir mi?
T Tipi cezaevlerinde kimler yatar sorusunun cevabı, “kim korkusuzsa” olmalıydı. Ama şu anki durumda “kim susturulmak isteniyorsa” haline geldi.
Sonuç: Gerçek Adalet Hangisi?
Bu yazıyı okuyan herkese sormak istiyorum:
Gerçekten suçlu kim?
Suç, bir fikri dile getirmek mi, yoksa o fikri susturmak mı?
T Tipi cezaevleri, bu soruların cevabını her geçen gün daha sert bir şekilde veriyor. Ama belki de artık o cevabı sadece oradakiler değil, bizler de duymalıyız.
Adalet, sadece mahkeme salonlarında değil, sessizliğe gömülen insanların hikayelerinde de aranmalı. T Tipi cezaevleri, işte tam o hikayelerin başladığı yer.